Merhaba, Ziyaretçi. Lütfen giriş yapın veya üye olun.
Aktivasyon mailiniz gelmediyse buraya tıklayın.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz

 
Gelişmiş Arama

40728 Mesaj 3537 Konu- Gönderen: 7161 Üye - Son üye: gozdeclk
Boğaziçi Üniversitesi ForumuKültür - SanatEdebiyatTakvim Yaprakları & Independent de Mika
Sayfa: [1] 2
Yazdır
Gönderen Konu: Takvim Yaprakları & Independent de Mika  (Okunma Sayısı 5093 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
« : Mart 08, 2009, 03:29:19 ÖÖ »

6 Nisan 2008 Pazar

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Herhangi bi/bir toplu taşıma aracında, yanımıza oturan ya da oturmak zorunda kalan veyahut tarafımızdan şereflendirilen hanım hanımcık kızlarımıza ETİ Puf ikram etme patavatsızlığımız var ya; işte bu, kesinlikle hayatımızı anlamlı kılar.

Günün kelimesi:

Cura: Bağlama familyasının sapı kısasıdır.

***

Şarapçı Dayı: Dergâha gidiyoruz, camiye gidiyoruz yine de göremiyoruz abicim, yine de göremiyoruz; zifirî karanlık..

Kalifiye Tonton Abi: ...

Şarapçı Dayı: (Trafiği işaret ederekten.) Her gün böyle mi oluyor bu saatler, hocam?

Kalifiye Tonton Abi: ...

Şarapçı Dayı: Sabahları ayıldığımda ne görüyorum biliyor musun?

Kalifiye Tonton Abi: !

Şarapçı Dayı: Kazara tasavvufun içine düşmüş bir ben görüyorum..

Kalifiye Tonton Abi: ?

Şarapçı Dayı: Dergâh penceresinden bakıyorum da aydınlık yok, kapı kapalı. Yine de bu kapının eşiğinden ayrılamam..

Kalifiye Tonton Abi: ...

Şarapçı Dayı: İyi kazandığımız dönemler vardı, ben modacıyım hocam, şu gördüğün defileleri ben yapıyordum o zamanlar..

Kalifiye Tonton Abi: ...

***

Rivayetlere göre bir zamanlar matematik dehası olarak kabul edilen bir ablamız fahişe oluvermiş. 'Akıl Oyunları'na atıfta bulunarak, böylesi feci bir durumun matematiksel bir açıklaması mutlaka olmalı, diyorum...

Üzülemeyesi haberler: Damızlık koyun yetiştiricileri de Aysun Kayacı düşmanı kesilmişler, bir dava da Malatya'dan açılmış. Şimdi bu genç kızımız depresyona girer mi, girmez mi, hiç düşünürler mi ki damızlık koyun yetiştiricileri? Düşünmeli midirler, sonuçta işleri güçleri var, kendileri bilirler.

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Sevgiliye alınan özel hediyeler vardır ya; benim de aklıma gelen ilk şey; şöyle kalitesiz bi/bir kemanın kalitesiz bi/bir teliydi, bi/bir gün mutlaka böyle bi/bir hediyem olacak, umarım karşımdaki de en az benim kadar mükemmel bi/bir hediye alır ya da benim gibi davranmayı öğrenir/ mübalağa sanatına başvurulmuştur.

Günün sloganı: They will never make me cry/ Cranberries-Animal Instinct.
« Son Düzenleme: Ekim 19, 2009, 08:41:13 ÖÖ Gönderen: rikimikipiki » Logged

MorrisonHotel
Hero Member
*****
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 971



Üyelik Bilgileri
« Yanıtla #1 : Mart 08, 2009, 07:47:31 ÖS »

Cura'nın 6 - 7 teli de olabilir. Ufak ebatlardadır ve daha tiz bir sesi olur normal boyutlardaki bağlamalara göre. Benzer olarak bas bağlama da vardır, pes sesli..Öyle işte.
Logged
rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #2 : Mart 09, 2009, 01:52:32 ÖÖ »

7 Nisan 2008 Pazartesi

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Boyumun pek de uzun olmadığı zamanları hatırlarım da fiziksel olarak hakikaten çok güçsüzdüm, bir nevi üzerine basılası otlar gibi... Dayak yeme potansiyelimin bu denli yüksek olduğu dönemleri ibretle anar, hüzünlenirim...

Günün kelimesi:

Haşin: Sert, kırıcı, gönül kırıcı/ TDK.

***

Bi/bir defasında, okuldan dönüyorum; keyfim yerinde. Şarkılar söyleyip börtü böcekle selamlaşırken ara sokaklardan birinde garip bir vaka ile karşılaşıyorum. Ken (Street Fighter) tipinde bi çocuk, benden de ufak bi başka çocuğun topuna el koyuyor. Olaya müdahil olmalı mıyım diye kara kara düşünmeye başlıyorum. "Boşver şimdi, ya abisiyse?" diyor iç seslerimden biri. Ve bir diğeri, "Evet evet, kesinlikle abisidir." diyerek onaylıyor bir öncekini.

Tam uzlaşı sağlanmak üzereyken çocuğun gözlerinden inci tanesi gibi dökülen yaşları fark ediyorum ve akabinde vicdanım yerinden oynuyor.. Şiddetini hiçbir cihazın ölçemediği depremler vardır. Böyle garip depremlere biz 'iç burkan depremler' diyoruz. Hâliyle diğer iç sesler susmak zorunda kalıyor. Vicdan, tamamiyle/tamamıyla sazı ele alınca "Kimi kandırıyorsunuz len, basbaya topu hacıladı." diyerek şahsımdaki tüm veletleri tehlikeli bi mecraya sürüklüyor.

Süper karakterimiz Çakma Ken, bu sırada hızla uzaklaşıyor olay mahallinden, Rıza kardeşiniz -yani ben- arkasından koştukça koşuyorum, adımlarım kısa olduğundan biraz zaman alıyor. Yetişiyorum sonunda. Bir elimle omzundan kavrayıp çeviriyorum. Göz göze gelince 'bi saniye' işareti yapmak zorunda kalıyorum nefes alabilmek için. Karizmanın tavan yapması gereken yer ve zamanlarda, yapılmaması gerekeni yaptığımın farkında mıyım, bilemiyorum.. Neyse ki kalbim ritmine kavuşuyor ve hiç vakit kaybetmeden elindeki topu kaşla göz arasında alıveriyorum, sihirbaz mıyım nedir?.. Çocuk buz gibi bakıyor, anlam veremiyor. Sağ elimi hafifçe havaya kaldıraraktan 'uzaklaş' işareti yapıyorum. Her hareketimi delice süzüyor; açık vermiyorum. Cesaret edemiyor hamle yapmaya ve uzaklaşıyor, uzaklaşırken de "Seninle görüşücez, merak etme." diye bağırıyor. Cevap vermiyorum, tiz bir ses çıkar da rezalet çıkar diye.

Onurlu ve de gururlu bir şekilde, ufak çocuğu bıraktığım yerde buluyorum. Veriyorum eline topu, hemen oynamaya başlıyor:

- Bi şey unutmadın mı kardeş?
- Nasıl yani abi ?
- ...

Bir aslanın avını elinden bir kere alırsanız sorun olmayabilir ama sürekli bunu tekrar ederseniz, sizi yememesi için bahanesi kalmayabilir.

Çakma Ken'le maceralarımız devam edecek..

***

Rivayetlere göre '301' sonunda Meclis'te; satranç kıvamında Türkiye siyaseti. Bir de '657'ye el atsalar nasıl olur acaba?..

Üzülemeyesi haberler: Kayseri'de polis kardeşlerimizin, halkın arasına karışıp sucuk-ekmek dağıtması alkışı hak ediyor. İstanbul'a uğramadı neyse ki o sucukların kokusu.

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Üniversite yıllarımda -ki hâlâ devam eden süreç- soğuk ve de ıslak İstanbul macerama başlamadan önce petek üzerinde yeterince kıvama gelmiş çoraplarımı elime aldığımdaki o duru, o sıcacık, o tiken tiken hâlleri, inanın benim çok hoşuma gidiyor ve hayatımı anlamlı kılıyor.

Günün sloganı: Suddenly something has happened to me/ Cranberries-Animal Instinct.
« Son Düzenleme: Ekim 19, 2009, 08:43:42 ÖÖ Gönderen: rikimikipiki » Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #3 : Mart 16, 2009, 07:55:26 ÖÖ »

8 Nisan 2008 Salı

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Ders arası içilen hazır kahveler vardır ya; okuduklarımın da etkisiyle uyku sorunuma iyi gelir diyerekten denemeye karar verdim. Çaydanlığın ocakla bütünleşen paranoyak kısmının feci bir şekilde deforme olması hasebiyle suyumuzu orta boy bir tencerede ısıtıverdim. Kahve, krema, şeker bileşimini, sıcacık suyumuzla haşr-ı neşr eylerken bir adet ev arkadaşım da yanı başımda yemek yapmaktaydı; "Çok güzel koktu be abi." diyerek tüm dikkatleri bir anda üzerine çekti.

"Bardağını uzat, paylaşalım." desem daha önce yaptığı gibi tamamını isteyebilirdi. Katmerlenmiş açgözlülüğüne fırsat veremezdim; konuyu değiştirerek bardağımla odamın yolunu tuttum sevgili okurlar.

İşte ne zaman aklıma gelse bu hatıra, hüzünleniyorum kardeşlerim, ne bileyim o bardağı ve içindekileri feda ederekten kendime yeni bi/bir karışım yapamaz mıydım yani ve o arkadaş tekrar ortak olamaz mıydı kahve keyfime, olabilirdi elbet.

Günün kelimesi:

Andıç: Uyarı veya hatırlatmak için yazılan not/ TDK.

***

Hisar'a yeni taşınmışız, ev arkadaşlarım memleketlerinin yolunu tutmuş. Bense evle alakalı iyileştirmelerin yanı sıra iş hayatıma da hiç duraksamadan devam ediyorum. Kimi zaman da Spor Akademisi'nin nimetlerinden yararlanıyorum. Böyle garip bir emeklilik psikolojisi de alttan alttan ayacıklarımı ısıtıyor.

Yine böyle günlerden birinde, basket oynamak için gelmişim Spor Akademisi'nin stadına. Önce ısınıyorum hâliyle. Koşu, esneme hareketleri ve panyayla hoşbeş derken ısınma bitiyor ve topumu çıkarıyorum çantamdan. Sektirmeye başlıyorum. Seken topun sesi, bir amcayla çocuğun koşuşturmasına karışıyor. Sonracıma etrafta birkaç öğretim görevlisi, ilgili takım oyuncularını kapalı salona götürmekte. Biraz daha ötelere bakınca da banklardan birinde, köylü güzeli bir adet hanım kızımız kitap okuyor/ tüm ambiyansı aktarıyorum, odaklanıverin.

Çocuk ile amca da basketbol şölenime katılınca kadro tamam oluyor ve maç başlıyor. Maç devam ederkene stadın çevresindeki pistte koşu için katılımlar başlıyor. Gerçekten çılgınca koşan insanlar var. Bu çılgın insan yavrularından biri de finans işleriyle iştigal amcamızın koşu arkadaşlarındanmış. "Kaç yaşında?" diye soruyorum; "47 olmalı." diyor. Ve bizden izin istiyor amcamız, maçı bırakıyor. Yaşına göre hayli kilolu ve saftirik çocukla tam iletişim kuruyorum derken çocuk istikrarlı bir şekilde her atış sonrasında bankta oturan hanım kızımıza sesleniyor; "Nasılım?" gibisinden. Meğer ablası imiş.

Oyundan sıkılınca azıcık da olsa merak ediyorum köylü güzeli hanım kızımızın hangi kitabı okuduğunu. Çocuğa rica ediyorum: "Bi seslen bakalım, ablan hangi kitabı okuyormuş?"

Çocuk farklı bişiy/bir şey mi algılıyor nedir, bilemiyorum. Ablasına sesleniyor önce, sonrasında yanına doğru koşmaya başlıyor. Bir bakıyorum ikisi birlikte geliyor. "Hay aksi!" sözcükleri fırlıyor dişlerimin arasından, takmıyormuş gibi davranıyorum. Çünkü çocuktan da ablasından da hoşlanmıyorum. Neyse ki karşılıklı tebessümlerden sonra "Allah kolaylık versin, gerçekten çok hareketli bi kardeşiniz var." diyerek sohbeti noktalıyorum.

Şimdi bu anlamsız hikâyenin satır aralarında da gördüğünüz üzere Rıza kardeşiniz belki de hayatı boyunca hiçbir zaman, bir köylü güzeli hanım kızının hangi kitabı okuduğunu öğrenemeyecek; ne kadar acı ve de gerçek.

***

Rivayetlere göre maliye müfettişleri, hesap uzmanları ve gelirler kontrolörleri 'vergi denetçisi' adı altında işlerine devam edeceklermiş; hayırlı olsun.

Üzülemeyesi haberler: Carla Bruni, 'First Lady' olmasının yanı sıra sesiyle daha bir güzel; özellikle "Quelqu'un m'a dit" şarkısındaki yorumu sevilesi.

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Kirada kalınılan bir evin balkonunda -ki zemin kat olduğu için bahçe olarak kullanıyorduk ya da bahçe olmasına rağmen biz balkon edasıyla kendimizi kandırıyorduk- yavru ördek baktığım günler vardı ya; özel günlerdi onlar. Barınaklarının sağlamlığını günde 224 kez kontrol edivermek yorardı beni. Ki barınak dediğim çekyattan bozma bişiydi/bir şeydi. Kediler meclisi, her sabah bahsettiğimiz barınağın yanı başında ayin düzenlemekteydi; ördekçikler belki hidayete erer de dışarıya, aydınlığa doğru, midelerine doğru yola çıkarlar diye. Hayatı anlamlı kılan özel ve de şeker şeylerdi şu ördekçikler.

Günün sloganı: Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin, işin kolayına kaçmadan/ Nâzım Hikmet.
« Son Düzenleme: Ekim 19, 2009, 08:45:17 ÖÖ Gönderen: rikimikipiki » Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #4 : Eylül 17, 2009, 03:32:47 ÖS »

29 Nisan 2008 Salı

İçimizde ukde olarak kalan şeyler:

Bir insan yavrusu iş çıkışı yorgun argın.

Evin yolunu tutar da ulaşır ya nihayetinde iç kapı girişine.

Anahtarlardan biriyle kapıyı şöyle bir yoklar ya.

Açılmaz da duraksar ya birden.

Tüm aksilikler yetmez, bir de ışıklar söner ya.

İşte öyle bir şey.

Günün kelimesi:

Diyagonal: Köşegen/ TDK.

***

Bazen bizlere çok sıradan gelen şeyler de bizleri utandırabiliyor sevgili okurlar.

Hatırlarım da Türkçe dersimize giren Kamile örtmenimiz -ki Fransızca örtmeniydi NŞA'da- defter kontrolü yapılacağını söylemişti de önümde sadece 2 gün vardı temize geçmek için. Baktım olmayacak. Servis arkadaşım, can komşum Selvi'ye, defterini ödünç almam gerektiğini söyledim. Neyse her şey normal, kız da 'ne demek' falan didi hâliyle/ NŞA imgelemi.

Son gün gelip çattı. Servis yolculuğunun sona ermesiyle birlikte hanım kızımızın kapısına doğru yol almaya başladık sivil olaraktan. Defter sankim altın kafeste; niye yanında değil ki?.. Hedefe iyiden iyiye yaklaşmışken bir de ne göreyim; Selvi'nin yanakları doğrusal bir ivmeyle kızarmakta. "Ne oldu ki?.." diyerekten etrafa bakındım. Annesi penceredeydi ve bize öylesine ciddi bakıyordu ki, sankim suç işlemiştik. Utandım fazlasıyla.

Çocuktuk daha; lise dönemine yeni adım atmış, boy atmaya müsait saftirik çocuklardık. Ayıp ettin be ablacım. Neyse ki çok da bozuntuya vermeyen çocuklardık; icabında defterimizi alıp toz oluverdik.

Yine de ne zaman 'Selvi'lerin sokağından geçsem; içim şöyle bi/bir ürperir, eski günleri yâd ederim. İnsan düşünüyor da kızarmış yanakların orijinalliği de pek latifmiş..

Beraber kızarmak güzeldir sevgili okurlar.

Duyduğuma göre 'Selvi'ler de taşınmış; kim taşınmıyor ki?..

***

Rivayetlere göre Ufuk Uras abimiz, darbolarla -darbeci derdolara darbo denir- mücadele için 19 adet cesur milletvekili arıyormuş; kolay gelsin şimdiden.

Üzülemeyesi haberler: Müjde Ar ablamız, Bedri'nin çakma bir karakter olduğunu açıkladı ya; darısı çakma 'Müjde Ar'ların başına.

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Bıyık niyetinlen/niyetiylen uzattığımız tüylerin hafiften dudaklarımızı okşaması var ya; işte bu, işte bu merhale, 'hayatımızın anlam tarihi'ni yeniden yazmaz da ne yazar, siz söyleyin sevgili okurlar?..

Günün sloganı: I play every game like as my last game/ Allen Iverson.

Meâli: Her maçımı son maçımmış gibi oynarım ya da son maçım bile sıradanlaşır gözümde veyahut başkaları yerime oynarsa çok kızarım.
« Son Düzenleme: Ekim 27, 2009, 08:07:52 ÖÖ Gönderen: rikimikipiki » Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #5 : Ekim 19, 2009, 08:49:37 ÖÖ »

30 Nisan 2008 Çarşamba

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Hani çok değer verdiğimiz elektronik ya da nostaljik eşyalarımızı bi/bir arkadaşımıza emanet eder de geri aldığımızda çizik ya da türevi lekelerle karşılaşırız ya; işte bu, çocukluğumuzda yaptığımız bir yaramazlığın kelebek etkisi değildir de nedir sevgili okurlar?..

Günün kelimesi:

Tecrit: Soyutlama, ayırma/ TDK.

***

Hatırlarım da bir bayram günüydü.

Annem ellerimden tutmuş teyzeciğime sürüklüyordu.

Nedendir bilemiyorum; daha önceleri hiç tatmadığım bir tiryaki neşesi her yanımda karakol kurmuştu.

Babamın içtiği sigaraların kelebek etkisi olabilir miydi? Belki de evet..

Birden bi amcanın tüm bıkkınlığıyla sigarasını havaya fırlattığını gördüm.

Hoplaya zıplaya nasıl da koştum bilemezsiniz.

Tereddütsüz dokundum, okşadım, tekrar okşadım.

Şöyle bi içmeye yeltendim; heyecanlıydım, heyecanlıydı.

Bi izmarit parçası da olsa ellerimdeydi, benimdi.

Çevremde olan biten ne varsa benim dışımdaydı, dışındaydım.

Birden şaftım kaydı.

Ellerimdeki tütün parçası düşüyordu, düşüyordum.

Meğer annem nasıl da izlemiş beni!..

İçmek bi yana, tek bi fırık bile alamamıştım.

Aziz tütün, dudaklarıma kavuşamamıştı.

Tek darbede izmaritin işini bitirmişti annem.

Ki o güne kadar her sözüne isyan eden ben, gülümsemiştim.

Nedenini bilmesem de gülümsemiştim..

***

Tespit: 1 Mayıs iyice strateji oyununa döndü; Vali savunmada takılıyor. Barikatlar da neyin nesi, kimin fesi; hangi yüzyıldayız Sayın Vali?.. Lütfen.

Rivayetlere göre Adnan Polat demiş ki: "Öyle büyük bir yıldız transfer edeceğiz ki, Fenerbahçe'nin alacağı isim gölgede kalacak. Hatta Fenerbahçeliler bile bizim alacağımız futbolcuyu izlemeye gelecekler." Başkan hedefi küçültmüş ne diyebiliriz ki!.. Fenerbahçeli kardeşler, en azından yılda bir kez Ali Sami Yen'e geliyorlar zati. İzleyelim; görelim.

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Merdivenleri üçer beşer iner de son merdivenlerde sabırsızlanıp kendimize ait yüksek atlama rekorunu geliştirmek isteriz ya; güzergâha yakın olup da bizi göremeyen bir hanım kardeşimizin dibinde belirmemizle 'ay' sesi kulaklarımızda çınlar ya; işte o an, işte o büyülü an, hayatımıza anlam katar, fark edersek güzel olur...

Günün sloganı: Kalpler açıksa her şey açıktır.
Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #6 : Ekim 22, 2009, 07:32:12 ÖÖ »

1 Mayıs 2008 Perşembe

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Bir kamu kuruluşunda 'kaynana dili' hiyerarşisini bilmiyorsanız; zımbayı koltuk altı yaparaktan gitme vaktiniz gelmiş demektir.

Günün kelimesi:

Ferda: Yarın/ TDK.

***

Yarınıma açık mektuplar:


Mektubik-1

Ben var ya ben,

sen ve senin gibilerinden

öyle hoşlanıyor, öyle hoşlanıyorum ki;

hoş olan tüm kehanetlerim olasılık dışı kalıyor.

Farkında mısın bilmiyorum ama

boş bir başı ezmek ve sana sunmak istiyorum,

anlıyor musun beni,

soğan kokmanı istiyorum sevgilim, en naifinden.

***

Tespit: Kızlar güzeldir, köylü kızları dâhil.

Rivayetlere göre
Malatyaspor'a gelen icra hasebiyle el konulan döner sermayenin döner sandalyeleri, gelen itiraz neticesinde sahibine, yani Valiliğe teslim edilmiş; şaka olması tercih edilir...

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Hani "Temiz bir çorap bile kalmamış!" feryatları arasında, sadece üç saatçik giyilmiş, kokmaya meyilli, patinajı keyifli bir çift çorap görür de gözlerimiz sevinçten yaşarır ya; işte bu, hayatımıza hayat katmaz da ne katar sevgili okurlar?..

Günün sloganı:
Ben sana 'gülüm' derim; yaz saati uygulaması başlar.
Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #7 : Ekim 23, 2009, 05:36:16 ÖÖ »

14 Haziran 2008 Cumartesi

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Söz vermemiş olmama rağmen "Vicdanım sızladı bak." gibi bir cümle ağzımdan çıktığı için bir arkadaşa tam olarak 45 dakika laf sokmak zorunda kalışım, inanın beni çok yormuştur ve de hüzünlendirmiştir. Karşı tarafın tahriklerine gelmişimdir ama gelin görün ki adam o denli inanmıştır ki söz vermiş olduğuma, hayret etmişimdir. Tabiî yapılan her şey, bu çakma kişiliğin 'Süper Kız' hakkındaki istihbarî bilgilerine ihtiyacım olduğu için, yani tamamen çıkar üzerine bir arkadaşlığımız olduğu için ya da aldığım istihbarî bilgiyi diğer çakma kişiliklerle paylaşarak tüm çakma kişiliklerin çakma istihbarî bilgilerinde hasar oluşturmak içindir. Sakın yanlış anlaşılmaya. Hani kimileri, dinlediği şarkının adını sanını bilmez de 'Başı Güzel' şeklinde bir isim koyar ya şarkıya; aynen öyle de bir durumdur böylesi çakma kişiliklere katlanışım.

Rivayetlere göre
Kocaeli'nin Gebze ilçesinde genç bir kız evladına laf atan libidosu yüksek işçilerin evi basılmış, içerideki eşyalarına zarar verilmiş, yakalananlar asfalt kıvamına getirilmiş. Diplomasi son seçenek nedense bizde arkadaş. Konuşarak anlaşmak yok, vuruşarak anlaşmak var.

Tespit: İki günde saçları ağaran Paksüt abinin o kadar da pak süt olmadığı anlaşıldı. Siyah süt mübarek. Elif Şafak'ı anmadan da olmaz, hürmetler.

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: 'Tiki Tiki Tak Tak Hanım Evlat'larının ansızın karınlarının guruldaması. Öyle neşelenirim, öyle neşelenirim ki böyle anlarda, onlar da insanmış, diyesim gelir. Severim yani.

Günün sloganı: Uzun uzun anlatılmaz, tek bildiğim; sen aşksın/ Hakan Yeşilyurt-Sen Aşksın.
Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #8 : Ekim 24, 2009, 01:56:56 ÖÖ »

1 Ağustos 2008 Cuma

Yazma disiplini sanıldığı kadar kolay kazanılmıyor sevgili okurlar. Şöyle en azından bir ay ciddi bir şekilde yazmalıyım. Kim bu kadar kolay yazılabilir, derseniz; tabiî ki ben. Kendimle çelişerek konuyu dağıtıyorum. Dağılsın konular, açılsın sandıklar.

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Üniversite hayatım boyunca, dersliklere şöyle elimde bir adet Dost ya da Pınar sütle giremedim ya; içimde bir yerlere oturdu bu düşünce. Lıkır lıkır bakışları üzerimde görmek isterdim. Son dikişteki o son lıkırtıdan sonraki ağız siliş ve tişörtün doğallıkla burun buruna gelmesi; işte o an, işte o büyülü an, inanılmaz olmalıydı. Kayserili ev arkadaşımın projesiydi bahsettiklerim. Sportif takılamadığından, daha doğrusu; bünye müsait olmadığından anlatmıştı kimi hayallerini. Bir nevi vasiyetname sayılabilir...

Tespit: Parti kurmak kadar, partizan bulmak da zorlaştı artık. Çünkü piyasalar tüm partizanları satın aldı.

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Size emanet edilen çocuklar vardır. Böyle zamanlarda, 'emanet' kelimesinin içeriği; statik olmayan bir otopark hizmeti beklentisidir. Bu beklentinin icabı gereği, birlikte oyunlar oynar ya da oynayamadığınız oyunlar üzerinde uzun uzun tartışırsınız. Sonrasında zil çalar ve emanetin asıl sahipleri karşınızdadır. İşte o an, çocuklaşabilip hatta çocuklaşabilmekle kalmayıp bir de çocuk dostlarımızın rollerinden çaldığınızda, fark edersiniz ki; güya asıl çocuk sizmişsiniz de kimsenin haberi olmamış/mış. İşte bu, hayatımızı anlamlı kılar.

Günün sloganı:
Ekşimeden eskimeli; eskimeden keskinleşmeli; keskinleşmeden ekşimeli.
Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #9 : Ekim 27, 2009, 08:09:53 ÖÖ »

2 Ağustos 2008 Cumartesi

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Şöyle böyle ilgili sınavınızın çok iyi geçtiğini düşünür de sonuçlar açıklanırken sıranın size gelmesi gecikir ya; sonrasında arkadaşlarınızın bir bir çakıldığını görür de bir efsane olabilme salatasına daha fazla inanırsınız ya; işte o an, işte o büyülü an, sizin de çakılmanızla neticelenmişse, insanlardan uzaklaşmaz da ne yaparsınız sevgili okurlar?..

Rivayetlere göre İstanbul-Sağmalcılar bölgesi Hal-Otogar yolunda inşaat çalışması nedeniyle çökmeler meydana gelmiş. Nasıl çalışma lan bu, yer-altı suları çekiliyor? Kuraklığın asıl nedeni, yoksa bu çalışmalar mı; düşündürücü...

Tespit: Haber sitelerinde ya da gazetelerde 'Doğalgazda Tasarrufun Yolları' şeklinde haberler çıkar da kıl olursunuz ya; zamları dolaylı yoldan savunmak ne kadar gerçeği yazmak ve yansıtmaktır sorarım size?..

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Derslik kapısınının dibinde sap gibi bekleyip de derslere girmemek; evet evet, böyle şeyler insana can üstü can katar/ Mario. Hayır neyi beklediğinizi de bilirsiniz de, başkaları da bilsin istersiniz. Manyak mısınız siz?!.

Günün sloganı: Will you try me, I'm so different than before/ Rosey-Love.

Meâli: Aslında çok değişmedim. Ama yine de sen bilirsin. Beni bir çift ayakkabı gibi her zaman deneyebilirsin.
Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #10 : Ekim 31, 2009, 03:06:00 ÖÖ »

3 Ağustos 2008 Pazar

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Bi/bir keresinde, hiç unutmam ya da unutursam hatırlatırsınız; yaz mevsiminin en haşin olduğu zamanlardan birinde, öyle susamış, öyle heyecanlanmış ve de öyle kendimden geçmişim ki dolaptaki şeftaliler; buz gibi şeftaliler gözümün önünden gitmez olmuş. Evdekilerden gizli gizli planlar yapmışım; tek bi şeftali kalmayacak, hepsi lopur lopur yenecek diye. Bi fırsat bulup da planımı uygulamaya başlamışım. Mutfağa giden koridora engel koymalar, kapı kitlemeler/kilitlemeler derken işin en güzel kısmına gelmişim; dolabın açılışı ve sevgiliye ulaşılan o ilk an, böyle az biraz heyecanın azalması. Nedeniyse; sevgiliye ulaşıldıktan sonraki o pis duygu; artık kime ulaşmak için çabalarım kaygısı.



Şeftalilerin olgunlaşmış hâli, daha 17’sinde tüm standartları karşılayan hatun misali; âdeta 'ateş seni çağırıyor' bestesi. Dayanamamışım tabiî; avuç avuç tezgâha koymaya başlamışım biricik göz ağrılarımı. Kocaman bi tanesini, büyük bi saygıyla elime almış ve şöyle bi beş dakika izlemişim. Bu şölenin iyi bi finale ihtiyacı var demişim; 'iki dakika medeni takılma' fantezisi işte. İlk şeftaliyi dilim dilim yudumlama düşüncesiyle -ki, ne de olsa geride kalanların ömrü pek kısa sürecek bu açılış töreninden sonra- ilk bıçak darbesini vurmuşum. Ardından ne mi olmuş; bi beş dakika donmuşum öylecek. Annem beni “Ayakta dikilme, çekil önümden!” diyerek uyandırmış bu kâbustan ve elimdeki şeftaliyi görmüş. Elimdeki silahı, pardon şeftaliyi, ters çevirmiş; kurtçuklar mecralarını terk etmesin diye.

Hep derim sevgili okurlar; bu dünyada yalnız değiliz. Bizim bildiğimiz ya da bilmediğimiz o kadar çok şey var ki... Şeftalimizi bi düzine kurtçukla bile paylaşamıyoruz; o kadar benciliz ki. Tamam çok güzel bi final olmayabilir benim için, ama ya o kurtçuklar? Ya o kurtçuklar güzel bi finali hak etmezler mi? Elbette hak ederler. Düşünsenize; çok fazla bencil olmakla övünen insanlar tarafından nazikçe bi balkondan aşağı salınıyorsunuz. Ne müthiş bi yolculuk!.. Bi kurtçuk, böyle bi macerayı hayatında kaç defa yaşayabilir ki?.. Yine de az biraz insanız ve çevremize böyle güzel, böyle şirin hediyeler verebiliyoruz..

Tabiî, o dönem hayatımda en fazla kilo verdiğim dönemdi. Bi üç ay, ne meyve ne de sebze yiyebildim. Zor günlerdi. Etkileri az biraz devam etmekte. Ne zaman önüme şöyle bi şeftali konsa bin parçaya bölüp öyle yemeye çalışıyorum; o minicik parçacıkları bile yerken nasıl ürperiyorum, nasıl ürperiyorum bi bilseniz, intihar etmezsiniz. Yani ne diye intihar edesiniz ki daha güzel nedenleriniz varken!..

Rivayetlere göre Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün katıldığı bir açılışta ETÖ/Ergenekon İddiası'yla ilgili sorulara “Konuşmayacağım ama yemekler harika.” demiş. Yediklerini harika şeyler olarak nitelendirebilirsin ama düğün geliri olarak ifade ettiğin 2,5 milyon avrocuk, bu itelemelere güceniyor bilesin.

Tespit: “Tavşanlar neden çok çoğalıyor dersiniz? Havuçtaki seks hormonlarını aktive eden bileşenler  yüzünden...”

Alıntı, bir haber sitesindeki “Bu yiyecekler doğal viagra!” başlığından.. Durun bir dakika; itirazımız var:

Siz tavşan mısınız? Tavşansanız doğal ortamınıza dönün, ki değilseniz hayvan haklarını yok sayan kafeslerimiz var biz; insan/businessman yavrucuklarının. Tercih sizin, güzellik bizim. (Bkz: V.Ö. misali hayvansever takılmak.)

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Bazen öyle güzel, öyle şirin haberler alırız ki derin uyku hâlinde bile yüzümüzde sağlı sollu, apolitik bir tebessüm oluştuğunu biliriz. Bu, inanın o güzel haberlerden daha güzel, daha şirin bir şey değildir de nedir sevgili okurlar?..

Günün sloganı: Quid rides? De te fabula narratur/ Horatius.

Meâli: Ne gülüyorsun? Anlattığım senin hikâyen.
Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #11 : Aralık 03, 2009, 09:24:36 ÖÖ »

5 Ağustos 2008 Salı

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Sevgili okurlar, hiç baldırınızda önemli bir kısmı yanmış zavallı bir kıl gördünüz mü bilemiyorum, ama ben gördüm. Küllenmiş kısmını kopartasım tuttu. Fakat o da ne;  köküyle beraber geldi. Alın beni götürün, yaşamak istemiyorum!..

Rivayetlere göre 1 Eylül 2008 itibariyle/itibarıyla herkes 'Anadolu çocuğu' olacak. Aynı GSM abonecanlarına ulaşmadan önce baştaki dört rakamı da kaydetmek gerekecek ve böylece Anadolu çocuğu olan birey, rahatlıkla 11 haneli numarasını dağıtabilecek. Çekinceler kalkacak, hor görmeler azalacak.

Tespit: Kariyerine bir adet Molped reklamıyla başlamış tüm İyadlara, Berkinlere ve sözü bitmemiş Orhanlara sesleniyorum: Kendinize gelin, 'Emo' olmak varken böyle işlere girişmeyin. Siz özünde iyi zuzaylılarsınız. (Ritmik uzaylılara zuzaylı denir.)




Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Rejimle yatıp rejimle kalkanlar için süngüyle cilveleşmek gibisi yoktur. Cilveleşme safhasını ise fikir kabızlığı izler. Fikir kabızlığı çeken böylesi insan yavrularına sahip çıkmak; onları medyadan uzak tutmak hayatınızı anlamlı kılar. Verin bir futbol topu; sektirip gitsinler.

Günün sloganı: Sokağa rengini veren, korkuluklara çarpan topun resmidir.

« Son Düzenleme: Aralık 03, 2009, 09:41:42 ÖÖ Gönderen: rikimikipiki » Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #12 : Ocak 12, 2010, 03:36:32 ÖÖ »

6 Ağustos 2008 Çarşamba

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Bi/bir heyecana kapılıp da arkadaş grubunuzu sahura davet ettiğinizi düşünün. “Abi ben nasıl doyarım ki, ne yapıcaksın?” gibi sorularla bunalmaktan tutun da “Farklı bir şeyler denesek mi, nasıl olur; bak ben farklı bir çorba çeşidi biliyorum. Süper doyurucu olucak. Yeminlen bak.” şeklindeki önermelere kadar gider olay. 'Peki' dersiniz her şeye. Sonrasında sahur icra edilir. Dileyen oruç tutar, dileyen tutmaz. Düşündüğünüzden daha da iyi geçer her şey. Siz işinize, onlar okuluna gider. İşe giderken bi taraftan da “O değil de bulaşıklar vardı, n'oldu onlara?” sorusu aklınızı kurcalar. "Abov! Bi eşşeklik/eşeklik olmasın!" kurmacasına kapılırsınız iyice, tam da otobüs duraklarına bakınırken. Diğer yandan  “Yıkarlar herhâlde.” diye de tesella/teselli ararsınız. Ve neticede iş biter, yorgun argın evin yolu tutulur. İç kapı girişinde oyalanmayı zül addedip âdeta ayakkabılarınızı fırlatarak içeri dalarsınız. Mutfak kapısına vardığınızdaysa kapıyı sağınızda Hızır varmış gibi açar, “Aman Allah'ım!..” diyerek yıkılırsınız. Manzara dehşet vericidir çünkü. Kullanılmamış tek bir şey arar; başaramazsınız. Ellerinizin o masum, o duru hâli içinizi acıtıyorsa da tıpış tıpış yıkamaya devam edersiniz. Köpüklerin arasında batıp çıkan elleriniz bir yarım saat içerisinde yeterince çızık/çizik almıştır. Büzüşmekten bir hâl olan ellerinizle ilişkinizin artık eskisi gibi olamayacağı âşikârdır. İşte o an, bi arkadaşınızı daha yitirdiğinizi bilirsiniz..

Tespit: Annelerin, dağınık olan ya da otoritesini kabul ettirmek için dağınık gördüğü oğluna “Yarın misafirler gelicek, topla odanı!” demesi var ya; inanın çok acayip bir söylem bu. Sankim eve 'kadrolu misafirler' alınmış da sadece annelerin haberi var. Kadrolu misafirlerimiz sabah 9’da mesaisine başlıyor ve bu mesai hiç bitmiyor. Anneciğim, yedin ömrümün misafirsiz kısmını..

Garip olaylar: Evet arkadaşlar, bu başlık ara ara misafirimiz olacak. Bugünkü konuğumuz sanal dünyanın dalgalarında boğulmuş bir adet kızcağız:



Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Büyük bir keyifle kitap okuyorsunuz diyelim ve sizin bu keyfinizi vizingolamak isteyen canlıyı da inceden inceye fark ediyorsunuz: Piste giriş yapan ve de hızlandıkça hızlanan sivri canlımız, gazını iyice almış olmalı ki rakipsiz olduğunu düşünmekte. Finişe az biraz kala son kör dalışını yapıyor ve o da ne; yolunda gitmeyen bir şeyler var!?. “Vızzz, vızzzz, vızt.” Son sedası da bu şekilde oluyor.

Çok sinsice, ayağınızla bir adet sivrisinek vurdunuz... Tebrikler. İbret olsun diye de cesedini kanatlarından asıyorsunuz/tutturuyorsunuz bir çiviye. Siz gerçekten en iyisisiniz.

Günün sloganı: Dünya zaten kirliydi, biz ufaldık.
Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #13 : Ocak 16, 2010, 02:14:21 ÖÖ »

7 Ağustos 2008 Perşembe

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Her yeni güne büyük işlerin adamı olarak başlamak, her isteksizlikte ufak ufak küçülmek ve günü sıradan bir nokta olarak bitirmek, insan evladının var oluşundan bu yana içindeki en büyük ukdelerden biridir..

Mesela zamanında ne hayaller kurardım; kampüse Kayahan abiyi getirip 'Süper Kız'ımızı tav etmek gibi. Kayahan abi bi/bir taraftan tıngırdatırken aşk şarkılarını, nefeslendiği dakikalar da olacaktı elbet. “Abi geçen günü hatırlıyorsun di mi; sen, ben yine beste yapıyorduk ya hani, ne besteler yaptık da bi sonraki albüme yetişir, dedin ya gül gül öldük cidden, ne güldük..” şeklindeki yağlamaların satır aralarında “Aslında çok önemliyim bu piyasada.” imajını verebilirdim.

Sonra gittikçe ufaldı hayaller. Önce Kayahan abiden vazgeçtim; gitar da olur çalarız gibilerinden. Bi süre gitar çalabilmek için kastım da hani ama göstermelikti hepsi; işin ruhunu kavramak için saatler harcayamadım; hayır hayır harcamadım. Ardından gitardan vazgeçtim, zaten kaprisli bi durumdu ve de yeterince gitar çalan insan vardı. Steve Vai, Satriani gibi adamları 'virtüöz gölgelemece' felsefesi gereğince dinlemedim mi sanıyorsunuz; elbette dinledim. Çalar gibi yaparaktan gölgelere aldanmak ancak şarkının sonuna kadar sürüyordu. Sonrasında iki sevgili gibi bakışıyorduk gitarımla, ikimizin de gıkı çıkmıyordu. Uyku vakti gelince de aynı yastığa baş koyuyorduk. Çünkü afacanlıktan kalma 'bacak atacağı' geleneğim vardır; ayağımı bir şeye dayamalı ve öyle uyumalıyımdır. Gitar da bu işlevi görecekti ki ilk gecenin ardından sıkı çızıklarla/çiziklerle karşılaştım ve bu ilişki bitti.

Gitardan da vazgeçince en azından kampüse gitmeliyim, didim. İşi o derece abartmıştım ki ilk giden öğrenci olduğumdan derslikleri ben havalandırıyordum, en ön sıraya çömelip (Üniversite gençliğine de bu ufacık sıraları layık gördünüz ya affetmiyorum lan sizi; dekan, rektör ve diğer bozuntu türleri.) ayaklarımı sıraya tepiyordum. Zamanla kampüse gelip gitmeler, derslere girip çıkmalar da azalmaya başladı. Enerjimi bu doğrultuda kullanmamın gereksiz olduğuna karar verdim. Didim ki, en azından işe giderken kampüsün önündeki duraktan binerim; böylece arayı da uzatmamış olurum. Her sabah bu duruşa sadık kalmak için çabalasam da olmuyordu sevgili okurlar. Trafiğe bakıyor ve “Vapur, evet vapur!..” diyordum, biz de can sahabıydık/sahibiydik.

Mezuniyet töreni kaldı bi tek elde. Önce niyetlenmeme rağmen Samsunlu Apo’yla -bir başka macerada ayrıntılı olarak anlaticim, söz veriyorum- karşılaşınca bu fikirden de soğudum. Adam sırf mezuniyet töreni coşkusunun bir parçası olan tören elbisesiyle fotoğraf çektirebilmek için binbir takla atmıştı.

Gittikçe ufalıyordum, ufalıyorduk; nihayetinde İstanbul’u da kaybettim. Şimdi bir tek canım kaldı. Ki her yeni güne, hâlâ büyük işlerin adamı olarak başlayan, canım...

Tespit: Hani olur ya; gözlükle hiç arası olmayan aileler vardır da gün gelir o aile fertlerinden biri gözlükle tanışır. Elbette bu tanışma çok sancılı olur. Alışma devresi boyunca, ferdimiz gözlüğünü sağda solda unutur. Diğer fertler de kâh halıda, kâh kanepelerde bu devrim aletiyle karşılaştıklarında durumu yadırgar ve olası batmalarda gözlüklü ferdimize bağırırlar. Evde isyanlar başlar, sistem maatteessüf işlemez olur. Ve neticede günün birinde gözlüğümüz tarihe 'ilk kırılan gözlük' olarak geçer. İşte o gözlük, Fransız İhtilâli'nin görünmeyen yanlarından biri olabiler/olabilir.

Garip olaylar: 'Feysbık' nasıl da batık bir hizmetmiş be arkadaş..




Hayatımızı anlamlı kılan şeyler:
Hani ortada bir iddia varken kısa boyunuza rağmen çok ama çok uzun birilerinin üzerinden sıçrar da topa kafa vuramazsınız ya; işte bu hayatınıza anlam katar. “Önemli olan katılmaktı.” felsefesini öğrenmiş olursunuz ve bir dahaki sefere kesin vurursunuz.

Günün sloganı: Ben sana 'gülüm' derim, kira vakti gelir..



Logged

rikimikipiki
Newbie
*
Offline Offline

Mesaj Sayısı: 45



Üyelik Bilgileri WWW
,
« Yanıtla #14 : Ocak 17, 2010, 09:36:50 ÖS »

9 Ağustos 2008 Cumartesi

İçimizde ukde olarak kalan şeyler: Yatağınızdan kalkıp da saate bakınaraktan günün bittiğini gördüğünüzde, “Hani daha yapılacak çok şey de varken!..” dediğinizde, içinizde bir yerlerde böyle çok derin bir sancı oluşur. Biz buna 'yaşanmamışlık ve de kazanmamışlık duygusu' diyoruz.

Rivayetlere göre
"Saddam'ın Askerleri Kara Güneş" adlı filmin çekimleri sırasında, seyir hâlindeki bir adet kamyonetin arkasına bağlanan iki attan bir tanesi daha fazla dayanamayarak sürüklenerekten yaşama gözlerini yummuş. Altı üstü bir Saddam filmi çekiyorsunuz, 'Saddam' olmanıza gerek yok; sürüklenerek ölen atla 'Sırat Köprüsü'nden geçersiniz artık.

Hayatımızı anlamlı kılan şeyler: Hani evden birileri dışarıya bir şey almanız için yollar da daha kapıdan dış dünyaya ilk adımınızı atar atmaz tüm bakışların size yöneldiğini hissedersiniz ya; sonrasında garip bir utangaçlık yüzünüzü kızartır ya; işte o an, işte o büyülü an, 'tüm bakışlar' olarak ifade ettiğiniz o yüce şöhretinizin şizofrenik kaçışlarınız olduğunu fark edersiniz. İşte hayatın gerçekliğini tekrar sorguladığınız o an, hayatınıza anlam katmaz da ne yapar sevgili okurlar?..

Tespit: Bugünkü tespitin neredeyse tamamı Peyami abiye ait. Vefatından önce kaleme aldığı 'Doğu-Batı Sentezi' adlı kitabın 'devrimbaz'larla ilgili vecizelerinden:

“Devrimbaz inkılâbın sosyolojik tarifini bilmez. Bilmediği için ona 'devrim' der.”

“Devrimbazın psikolojisi, anlamadığı meçhulün gizli gizli imkânlarını istismar eden dinbazın taassubundan ve ruh yapısından farksızdır.”

“Devrimbaz, mürtecilerin en tehlikelisidir. Çünkü modern ilmin verimlerine aykırı bir geriliği, ilerilik adına müdafaa eder.”

“Devrimbaz, politikacı ve iman istismarcısıdır. İktidarı vurmaya çalışır ve "İrtica var!" diye haykırır. Din irticasını kastettiği malûm olduğu için dini, bir politika silahı olarak kullandığı da bellidir.”

“Devrimbaz Allah’a inanmamakta samimidir, fakat Atatürk’e inanmamakta samimi değildir. Atatürk’ün milliyetçiliğine, tarih görüşüne, komünizm düşmanlığına inanmaz; bunları hatırlamaz ve hatırlatmaz.”

“Devrimbazın laiklik anlayışını dünya pazarına çıkarınız. Rusya’dan başka hiçbir memleket ona metelik vermez. Rusya da bunu elde tutar, fakat kullanmaz. Ortodoksluğa az çok saygısı vardır.”

“Zamanımızın en gülünç karikatür tipi devrimbazdır. Fakat devrimbaz karikatürcü bunun farkına varmaz!”

“Bir yankesici bir camiye girip saf bir müminin pabuçlarını aşırsa, devrimbaz haykırır: "Cami hırsız yatağıdır!" Fakat bir devrimbaz, doğrudan doğruya veya kredi yolu ile Ankara Palası dolandırsa, öteki devrimbazlar onun zekâsına hayran olurlar.”

“Hakiki mümin yalnız Allah’ın önünde secde eder. Devrimbaz, paşanın, paranın ve kadının önünde de secdeye varır.”

“Asıl hayatın ölümden sonra başladığına inanmayan devrimbaz için "Bir günün beyliği, beyliktir." ve bu beylik için feda etmeyeceği manevi değer yoktur.”

“Allah’a inanmayan devrimbaz, tapmak ihtiyacından kendini kurtaramaz ve tapacak adam arar. Yani kendisi kadar küçük tanrı arar.”

Görüldüğü üzere Peyami Safa 47 sene sonra da haklı çıkmış, devrimbazın profilini önümüze tüm çıplaklığıyla sunmuş. 60’lardaki çerçeveyle bugünün benzerliği dikkat çekicidir ki dikkatinizi çekmiştir. Tek farkı da atlamayalım; halk aynı halk değildir. Ki devrimbaz asabiyetinin bir nedeni de halkın eskisi kadar cahil, eskisi kadar uysal olmaması değildir de nedir sevgili okurlar?..

Günün sloganı: Ne Rus pasaportlu bir adet Güney Osetyalı olmak, ne de İsrail uydusu görünümünde Kafkasya’yı turlayan bir adet Gürcü olmak isterim. Ben, savaştan ürkmüş, yurdundan göçmüş sivillere gönderilen bir adet battaniye pekâlâ olabilirim.
Logged

Sayfa: [1] 2
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer:  



-