elfaybik
Evrensel Gözlemci
Offline
Mesaj Sayısı: 2055
each moment here, i die a little more..
|
 |
« : Haziran 15, 2007, 02:54:46 ÖÖ » |
|
özellikle son yılların en yaygın hastalıklarından biri olan depresyon hakkında bulabildiklerimi paylaşmak istedim sizlerle.. dilerim bir nebze de olsa yardımcı olabilir..
Depresyonun temelinde daha önceden isteyerek ve severek yaptığı günlük aktivitelere karşı isteksizlik ve hayattan zevk alamama durumu vardır. Ek olarak depresyondaki kişide kederli ve üzgün bir duygudurum ile birlikte görülen bazı değişiklikler zamanla oluşur. Bu durumda kişi her şeyi olumsuz olarak değerlendirerek karamsarlık düşünceleri ile geçmişi ve geleceği düşünmeye başlar. Bu düşünceler istemese de kişinin aklına gelir. Yani günlük yaşantıda her şeyin olumsuz taraflarını görür.
Yalnız normal sınırlarda kabul edilecek gün içerisindeki duygulanımdaki çökkünlükler depresyon sayılmaz. Depresyon diyebilmemiz için aşağıda sıralanmış belirtilerin gün içerisinde hemen hemen gün boyu ve en az son on beş gündür devam ediyor olması gerekir.
* Hemen her gün ve günün büyük bir kısmında gözlenen çökkün bir duygu-durum hali ( kendini mutsuz, ağlamaklı, kederli hissetme hali).
* Hemen her gün yaklaşık gün boyu süren tüm ya da çoğu etkinliğe karşı ilgi ve zevk almada azalma (daha önce keyif alınan işler, hobiler ve alışkanlıklardan artık hoşlanmama , bıkkınlık, cinsel isteksizlik ).
* Diyet uygulanılmamasına karşın önemli derecede kilo kaybı ya da alımı ( bir ay içinde vücut ağırlığının %5 inden fazlasının artması ya da azalması) ya da hemen her gün iştahta artma yada azalmanın olması.
* Hemen her gün uykusuzluk yada aşırı uyku hali.
* Hemen her gün olağan beyinsel ve vücutsal işlevsellik, hareketlilik halinde azalma ya da huzursuzluk
* Hemen her gün halsizlik ,yorgunluk hisleri,daha önceki günler kadar enerjik hissetmeme.
* Hemen her gün kendini değersiz hissetme,küçük görme,kendini beğenmeme,suçlu ya da günahkar hissetme hali.
* Hemen her gün düşünme ya da konsantrasyon yeteneğinde azalma olması (konuşulanlara, okunan şeylere, izlenilen dikkatini verememe, gibi) ya da kararsızlık hali.
* Tekrarlayan ölüm düşünceleri,intihar planları veya eylemlerinin varlığı.
Nedenleri
* Olumsuz yaşam olayları ile karşılaşma * Büyük üzüntülere neden olabilecek kayıplar ve yas * İş yaşamı sorunları * Partner, evlilik, aile sorunları * Hamilelik ve lohusalık süreci * Kalıtsal yatkınlık * Fazla alkol kullanımı * Bazı hastalıklar ( Kanser, Multiple Skleroz, Epilepsi, Aids gibi ölümcül hastalıklar ) * Bazı ilaçlar ( Kardiyak ve hipertansifler gibi ) * Doğum ve hamilelik süreci * Menapoz - Antrapoz dönemi * Mevsim değişiklikleri * Ülke, şehir değiştirme, yeni yaşam koşulları
Cinsellikle Bağlantısı
Depresyon çeşitli nedenlerle ortaya çıkan bir rahatsızlık olup, hayatın çeşitli alanlarını olumsuz etkilemektedir. Bunlardan en önemlisi de depresyonun çiftlerin cinsel yaşamında yaptığı bozucu etkidir. Bu durum doğrudan kişinin aile yaşantısını da olumsuz etkiler. Eşlerin bu konuda sabırlı olması ve birbirlerine destek olması gerekir. Cinsel sorunlarda en büyük yeri cinsel isteksizlik ve zevk kaybı alır. Kişi cinsel birleşme yaşasa bile zevk ve heyecan yoktur.
Cinsellik konusundaki bir başka problem de depresyonda ilaç tedavisinin etkileridir. Bu gün depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların büyük çoğunluğu yan etki olarak cinsel sorunlara yol açmaktadır. Bu yan etkiler; sertleşmede azalma, orgazm yoğunluğunun düşmesi ve süresinin uzaması ve cinsel istekte azalmadır. Cinsel sorunlar depresyonda zaten var olup, ilaç tedavisiyle daha da artabilmektedir. Ancak tedavi piskoterapiyle beraber sürdürüldüğünde bu sorunlarla başaçıkmak kolaylaşmaktadır. Bu durumda eşlere sabırlı olmak ve eşine destekleyici bir tutum sergilemek düşer. tedavi bittikten sonra bu cinsel sorunlar da ortadan kalkmaktadır.
Tedavisi
Uzman ile yüz yüze görüşmek tedavi başlangıcını oluşturacak ilk adımdır. Uzman, bilimsel ve ölçülebilir yöntemlerle sizi değerlendirecek ve en uygun tedaviyi size önerecektir.Bilişsel olumsuzlukları ve öğrenilmiş çaresizlik düşüncelerini gidermek için psikoterapiye ihtiyaç vardır. İlaç tedavisine de serotonin ve noradrenalin üzerinden etki yapan antidepresan dediğimiz ilaçlar kullanılır. Yine de ilaç tedavisinin hızlandırılabilmesi için psikoterapiye ihtiyaç vardır. Depresyonu oluşturan nedenlere yönelik olarak psikososyal stres faktörlerinin de ortadan kaldırılması süreç içerisinde iyileşmeyi hızlandıracaktır. Bu dönem içerisinde kişinin hayatını mevcut depresyonun ez az şekilde etkilemesi için, durumun bir psikolog tarafından değerlendirilmesi ve vakit geçirilmeden tedaviye başlanması önemli olabilmektedir.
Depresyon tedavisi ilerledikçe kişiler bu değişiklikleri fark edebilmekte ve bu değişiklikler bilimsel yöntemlerle ölçülebilmektedir. Depresyonun tanısı ve tedavisi tüm dünyada uzmanlar tarafından üzerinde çalışılan ve üzerinde fikir birliğine varılmış uygulamaların yer aldığı bir alandır.
Etkili Kişilik Özellikleri
-Öfke ve nefretin , çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).
- Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile depresyona yol açabilir.
-Öfke ve nefretin, çevresindeki kişilerin kaybına yol açacağı düşüncesiyle onlara yönlendirilemeyip, kendisine yönlendirilmesi (bu yapıdaki bir kişilik hayatın ilk 1-2 yıllık döneminde düzenli ve yeterli bir anne-çocuk ilişkisi yaşamamıştır.Kişinin yaşadığı depresyon gerçek ya da farz edilen bir kayıp ile bağlantılıdır).
- Kişinin kendisi,çevresi ve gelecekten beklentileri,idealleri ile kendi gerçek durumu o kadar farklı, gerçekdışı ve orantısızdır ki , bu yüksek standartlara ulaşamamak kişide güçsüzlük ve yalnızlık düşünceleri ile depresyona yol açabilir.
-Kişinin süper egosu ( üst benlik) o kadar kuvvetli ve baskındır ki sürekli kişiyi kısıtlayıp, suçlar, zevk verici ,rahatlatıcı etkinliklerden ala koyup, adeta işkence eder.
-Kişinin çevresindekiler ondan o kadar çok şey beklemektedir ki ,kişinin bu beklentileri karşılaması olanaksızdır. Bu da zayıflık ve çaresizlik düşüncelerinin gelişip, depresyona gidişe yol açabilir.
-Kişinin küçüklüğünden itibaren sevip, saygı ve gurur duyacağı, ondan da destek ve sıcaklık göreceği, benzemek istediği, imrendiği, idealize ettiği düzeyde bir kişi (baba, anne, öğretmen ,akraba vs) yoktur. Bu da kişiliğin gelişimini olumsuz yönde etkiler ve kendine güven kaybı ve depresyona yol açabilir.
-Çocuklukta anne-baba ayrılığı ya da kaybı, stresli koşullar karşısında yeterli desteği bulamayıp, yanlış ya da yetersiz başa çıkma mekanizmaları geliştirmesine, bu da ileri dönemde depresyona zemin hazırlayabilir.
- Sahip olunan kişilik yapıları da depresyon gelişiminde etkilidir. Obsesif-kompulsif ,bağımlı, histrionik ve sınırda (borderline) kişilik bozukluğu gösterenlerde depresyona eğilim daha yüksektir.
Biyolojik Faktörler ve Depresyon
Kalıtım
Bir çok araştırma, depresyonun nedenini insanların kalıtsal olarak atalarından aldıkları ve onları depresyona yatkın kılan ‘gen'lere bağlamaktadır. Tek kutuplu depresyon geçirmiş biriyle kan bağı olan yakın akrabalarının, depresyona girme olasılığı, kan bağı olmayanlara oranla daha yüksektir. Örneğin, tek yumurta ikizlerinde, eğer kardeşlerden biri depresyon geçirmişse, %65 olasılıkla diğeri de geçirebilir. Tek yumurta ikizleri, çift yumurta ikizlerinden daha çok risk altındadır. Ancak genetik kalıtımı, çevresel etkilerden ayrıştırmak zordur. Bunu yapabilmek için depresyon geçirmiş olan ebeveynlerin, farklı ailelerce evlat edinilmiş olan ve özellikle tek yumurta ikizi olan çocukları üzerinde araştırmalar yapmak gerekir. Bu nedenle kalıtımın rolü tam olarak netlik kazanmamıştır. Ortak görüş, kalıtsal olarak geçen şeyin hastalığın kendisi değil, yalnızca ‘hastalığa bir yatkınlık' olduğudur.
Beyindeki Değişimler
Ciddi bir depresif rahatsızlığın başlangıcından hemen önce ya da rahatsızlık sırasında, beyinde bir çok biyolojik değişmenin olduğu bulunmuştur. Bunlar hormon sistemindeki bazı değişmelerle, beynin kimyasal ve elektriksel etkinliğindeki bazı değişimlerdir. Ancak, beyindeki bu değişimler kalıcı değildirler. Rahatsızlık atlatıldıktan hemen sonra, biyolojik belirtilerin tümü kaybolur ve depresyon geçiren kişinin beyni, hayatının hiç bir döneminde böyle bir rahatsızlık yaşamamış birinin beyninden ayırt edilemez.
Beynin Elektriksel Etkinliğindeki Değişimler
Beyindeki elektriksel etkinlik, kafatası derisine elektrot yerleştirmeyi içeren ve kişiye hiç bir zarar vermeyen hassas bir yöntemle gözlenebilir. Bu işlem sırasında, beyin tarafından üretilen elektrik dalgalarının grafikleri (EEG) kaydedilir. Çalışmalar, ciddi türden depresyon yaşayan kişilerin uyku grafiklerinde, tipik değişmeler olduğunu göstermiştir. Normal, sağlıklı yetişkinlerin uyku grafiği, uykunun belli devrelere bölündüğünü gösterir. Derin uyku grafikleri, geniş, derin dalgalarla karakterize edilir ve uykuya dalınan ilk 2 saat içinde, yani uykunun başlangıcında ortaya çıkar. REM uykusu boyunca, insanlar rüya görürler ve gözleri hızlı hızlı hareket eder. Normal olarak ilk REM uykusu, uykuya dalıştan yaklaşık 90 dakika sonra gerçekleşir ve 5-10 dakika sürebilir. REM uykusu gece boyunca, aşağı yukarı her 90 dakikada bir tekrarlayabilir ve süresi gittikçe uzar. Depresyon sırasında ise, REM uykusu, uykuya daldıktan yaklaşık 25-60 dakika içinde, çok daha erken ortaya çıkar ve gece boyunca daha sık oluşur. Depresyon geçirenler sıklıkla, eskisine kıyasla daha çok ve genelde hoş olmayan rüyalar gördüklerini söylerler. Derin uykunun keyfini daha az çıkarırlar ve uyandıklarında sanki hiç uyumamış gibi, yorgunluk belirtirler. Beyindeki bu değişmelerin depresyona neden olduğu görüşünden çok depresyona eşlik ettiği görüşü yaygındır. Ancak bu değişmelerin geçici olduğu ve hastalık ortadan kalktıktan sonra tümüyle ortadan kalktığı unutulmamalıdır. Aşağıdaki tabloda depresyondaki bir hastanın tedavi öncesi ve sonrası beyin grafiğindeki değişimler görülmektedir.
Hormonlardaki Değişimler
Depresyon sırasında oluşan temel hormonal değişim, böbreklerin hemen üzerindeki adrenal bezleri tarafından üretilen bir hormon olan kortizol düzeyindeki değişimlerdir. Beynin altındaki pitüiter bezi, kortizolün üretim hızını denetler. Tek kutuplu ya da çift kutuplu olan daha ciddi depresyonlarda, kortizol üretimi çok fazladır. Kortizoldeki bu artışa, daha çok pitüiter bezinin salgısını denetleyen ve beynin bir parçası olan hipotalamus'daki değişimin neden olduğu düşünülmektedir.depresyon sırasında diğer hormonlarda etkilenebilir. Örneğin, bazı çalışmalar, gelişim hormonunun salgılanması için pitüiter bezini uyaran çeşitli ilaçların, aynı zamanda belli depresyonları da hafifletici etkisi olduğunu göstermiştir. Depresyon sırasında, uyku, iştah, cinsel dürtü ve duygu durumu gibi işlevleri düzenleyen beyin bölgelerinde, özellikle noradrenalin ve hidroksitriptamin gibi nörotransmitör sistemlerinin etkinliğinde azalma olduğu düşünülmektedir. Nörotransmitörlerin azalması, sinir hücreleri arasındaki iletişimi de azaltır ve depresyonun tipik belirtilerine neden olur. Yüksek kan basıncını düşürmek için önerilen ‘reserpin' gibi ilaçların aynı zamanda beyindeki nörotransmitörleri de azaltarak, hastada depresyona yol açması bunun bir kanıtıdır.
Gevşeme Egzersizleri
Stresli durumlarda gevşemeye ayrılan zaman yoğun stresin fiziksel etkilerini azaltmaya yardımcı olur. Gevşeye bilen kişiler, birikmiş stresin yarattığı gerginlikten sıyrıldıklarından yeniden enerji üretmek için bedenlerine zaman tanımış olurlar.
1) Derinlemesine gevşeme: Sinir sistemi rahatlar, kasların gerginliği azalır. Çok gergin ya da üzüntülü durumlarda gevşeme egzersizleri bu gerilimi tümüyle yok etmez ama azaltabilir. Derinlemesine gevşeme durumunu başarabilmek için biraz pratik yapmak gerekir.
Otojenik eğitim: Belli bedensel değişiklikleri yaratmak amacıyla hayal kurmaktır. Bunun için gözleri kapatıp sessizce oturmak ve kendi kendimize komutlar vermek gerekir. Örneğin; sağ kolum gittikçe ağırlaşıyor diyoruz. Kolumuzun ağırlaştığını hissediyoruz. Aynı şeyi sol kolumuz ve bacaklarımız için de yapıyoruz. Sonra sıcaklık duygusu geliştiriyoruz. Kolumuzdaki sıcaklığın arttığını hayal ediyoruz. Daha sonra kalp atışlarımızı sakinleştiriyoruz. Kendimize kalbim daha düzenli ve sakin atmaya başladı diyoruz. Aynı şekilde solunumu da düzenliyoruz. Son olarak bütün gövdem ısınmaya başladı diyoruz. Bunları yaparken alnım giddikçe serinliyor diyerek alnımızı serinletiyoruz. Kendi kendimize tekrarladığımız bu cümleler üzerinde odaklaşarak derinlemesine gevşemeyi gerçekleştirebiliriz.
Aşamalı gevşeme: Gevşeme durumunu ortaya çıkarabilmek için gerginlik durumunun iyice anlaşılması ve fark edilmesi gereklidir. Rahat bir pozisyonda oturarak ya da uzanarak başlayın. Gözlerinizi kapatın ve vücudunuzdaki çeşitli kas gruplarına odaklaşın. Ellerinizdeki kasları gerin ve yumruklarınızı sıkın. Yumruğunuzu sıkı tutmak için ne kadar çaba harcadığınıza dikkat edin. Sonra yumruğunuzu açın ve elinizin bütünüyle gevşemesine izin verin. Gerginlik ve gevşeme durumları arasındaki farkı görün. Bu yöntemi bedeninizdeki her bir kas grubu için izleyin.
Meditasyon: Bir sözcük ya da bir renk üzerinde odaklaşarak zihnimizi onu oyalayan çeşitli düşüncelerden sıyırıp sakinleştirmektir.
Biyo geri bildirim: Elektronik bir aygıtla beyin dalgalarını, kas hücrelerini ya da kan basıncını izlemektir. Amaç, bedensel tepkileri bazı sinyaller aracılıyla görmemiz ya da uymamızı sağlamaktır.
2) Hızlı gevşeme: Strese karşı koymak için, kısa gevşeme araları vermektir. Derin soluk alıp verme, kendimizin rahat bir yerde olduğunu zihinde canlandırma, kas alışkanlıklarını tanıma ve stresli durumlarda kendimizde olup biten fiziksel belirtilerin farkına varabilme.
Nefes Egzersizi
Depresyonda iken kişiyi en rahatlacak egzersizlerden biride nefae egzesizidir..
Nefes almayı öğrenmek: Otonom (kendi kendine çalışan) organlarımız olduğunu biliyoruz. Kalbimizin vuruşları, kan basıncımız, beden sıcaklığımız bu sisteme örnektir. Bu organlar veya fonksiyonlar bizim doğrudan denetim ve isteğimiz dışında çalışır. Ancak, eğitim ve egzersizle bu organ ve fonksiyonları kısmen veya bütünüyle kontrol altına almak mümkündür.
Bedeni konrol etme yolundaki ilk adım solunumu kontrol etmektir. Çünkü solunum bir yönüyle, istediğimiz zaman nefes aldığımız, istediğimiz zaman nefesimizi tuttuğumuz için, irademizle yönlendirdiğimiz bir faaliyettir. Ancak diğer taraftan solunum, beyin sapındaki bir merkez tarafından kandaki oksijen ve karbondioksit dengesine göre bütünüyle otonom (kendi kendine) olarak yürüyen bir faaliyettir.
Otonom faaliyetleri kontrol etmeye , "solunumu kontrol etmekten" başlamak gerekir. Aynı zamanda doğru ve derin nefes almayı öğrenmek, gevşemeyi öğrenmek yolunda atılan en önemli adımdır.
Nefes almanın kendisi bir gevşeme yolu olduğu gibi, bütün gevşeme egzersizleri içinde, egzersizin bir parçası olarak da kullanılmaktadır. Ayrıca nefes egzersizleri günlük hayatın akışı içinde uygulanması en kolay egzersizdir.
Derin nefes almanın önemi nedir ? Doğru ve derin nefes almanın kendisinin doğrudan damarları genişletme ve kanın (dolayısıyla oksijenin) bedenin en uç ve en derin noktalarına kadar ulaşmasını sağlama özelliği vardır. Panik atak sırasında kan beden yüzeyinden içeri çekilir ve yüzey sıcaklığı düşer (el ve ayaklarda soğuma). Hem stres tepkisinin biyokimyasal maddeleri, hem de gevşemenin biyokimyasal maddeleri bir arada bulunamaz. Bu sebeple doğru ve derin nefes alarak sağlanan değişiklik, özellikle kaygının da dahil olduğu birçok durumda başlayacak olan (veya başlamış olan) tepki zincirini kırmakta veya kaygının şiddetini azaltmaktadır.
İyi nefesin özellikleri: İyi nefes ağır, derin ve sessiz olmalıdır. Bunun içinde denge, ölçü ve uyum gerekir. İyi bir nefes yavaş olarak burundan alınır, sessiz olur ve akciğerin bütününü doldurarak diyaframı aşağı iter.
Endüstrileşmiş ve şehirleşmiş toplumlarda yaşayan insanların büyük çoğunluğunun ciğerlerinin dörtte birini veya beşte birini kullandıkları saptanmıştır. Nefes egzersizlerinden amaç, akciğerin bütününü kullanmaktır.
Akciğerinizin üçe bölünmüş olduğunu düşünün. Derin, tam bir nefes, diyaframın aşağı hareket etmesi ve akciğerin en alt bölümünün havayla dolmasıyla başlar. Daha sonra orta bölüm havayla dolar ve göğüs genişler. Son olarak da akciğerin üst bölümü dolar ve omuzlar hafifçe kalkabilir.
1.) Nefes alma egzersizine başlamadan önce sağ avucunuzu göbeğinizin hemen altına, sol elinizi göğsünüzün üstüne (göğüs hizasına) koyun ve gözlerinizi kapatın. 2.) Nefes almadan önce ciğerinizi iyice boşaltın. (nefesi verirken ciğerler zorlanmamalı ve nefes itilmeden kendiliğinden çıkmalı.) 3.) Ciğer kapasitenizi hayali olarak ikiye bölün ve "biir" , "ikii" diye içinizden sayarak ciğerinizin bütününü doldurun. Kısa bir süre bekleyin, "bir-iki" diye diye sayarak, nefesinizi aldığınızın iki katı sürede boşaltın. Sağ eliniz göğüs kemikleinizin, hareketli bir köprü gibi, yana doğru açıldığını hissetmeli. Yine bir nefes almadan iki saniye bekleyin .
İkinci ve üçüncü maddede yazılanları tekrarlayarak bir derin nefes daha alın ve verin. Egzersizi bir kere daha tekrarlayıncaya kadar mutlaka en az 4-5 normal nefes alın. Eğer derin nefes almaya devam ederseniz bir başdönmesi hissedebilirsiniz.
|